Türkiye, çalışma hayatında devrim niteliğinde bir adım atarak 2012 yılında 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu (İSGK) ile kapsamlı bir dönüşüm sürecine girdi. Eski parçacı yaklaşımın yerine "bütüncül bir sistem" anlayışını getiren bu kanun, Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) uyum sürecindeki en kritik hamlelerinden biri olarak dikkat çekiyor.
Proaktif Yaklaşım: Tehlike Gelmeden Önlem Almak
Yeni sistemin merkezinde, geleneksel "kaza sonrası müdahale" (reaktif) anlayışı yerine, riskleri önceden belirleyen proaktif risk yönetimi yer alıyor. 89/391/EEC sayılı AB Çerçeve Direktifi temel alınarak hazırlanan kanun, işverenlere sadece kaza olduğunda değil, kaza olasılığını ortadan kaldırmak adına geniş sorumluluklar yüklüyor.
Bu yeni paradigma ile işyerlerinde risk değerlendirmesi yapılması zorunlu hale gelmiş; tehlikelerin hiyerarşik bir kontrol mekanizmasıyla yönetilmesi yasal bir gereklilik olmuştur.
İSG Profesyonelleri: İş Güvenliği Uzmanı ve İşyeri Hekimi
Sistemin en önemli sacayaklarından birini, profesyonel sağlık ve güvenlik hizmetlerinin zorunlu hale getirilmesi oluşturuyor. İşyerlerinin tehlike sınıflarına (az tehlikeli, tehlikeli, çok tehlikeli) göre ayrılmasıyla birlikte;
-
İş Güvenliği Uzmanları,
-
İşyeri Hekimleri,
-
Diğer Sağlık Personelleri
aracılığıyla sunulan hizmetler, sektörde yeni ve uzmanlaşmış bir meslek grubunun doğmasını sağladı.
Teoriden Pratiğe: Uygulamadaki Zorluklar Neler?
Kağıt üzerinde mükemmel görünen bu sistem, uygulama aşamasında bazı yapısal engellerle karşılaşıyor. Özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerin (KOBİ) İSG harcamalarını bir mali külfet olarak görmesi, sistemin etkinliğini zayıflatıyor.
Ayrıca, İSG profesyonellerinin işyerlerindeki statülerinin tam olarak netleşmemesi ve denetimlerin yetersiz kalması, profesyonellerin mesleki memnuniyetini olumsuz etkiliyor. Teorik tasarımla pratik arasındaki bu "açı", Türkiye’nin önümüzdeki dönemde İSG alanında aşması gereken en önemli engel olarak görülüyor.
