Türkiye’de iş sağlığı ve güvenliği (İSG) ekosisteminin merkezinde yer alan iş güvenliği uzmanları, 6331 sayılı Kanun’un kendilerine yüklediği devasa sorumluluklar ile sahadaki gerçekler arasında sıkışmış durumda. Kağıt üzerinde "rehber ve danışman" olarak tanımlanan bu profesyoneller, uygulamada çözüm bekleyen yapısal sorunlarla boğuşuyor.
Bir Uzmanın Ajandası: Rehberlikten Denetime
Mevzuata göre bir iş güvenliği uzmanının sorumlulukları dört ana sütun üzerine inşa edilmiştir: Rehberlik, Risk Değerlendirmesi, Çalışma Ortamı Gözetimi ve Eğitim. Uzmanlar; makinelerin bakımından acil durum planlarına, çalışanların eğitiminden İSG-KATİP bildirimlerine kadar çok geniş bir yelpazede görev yaparlar. Ancak buradaki temel çelişki tam da bu noktada başlar: Sorumluluk sınırsız, yetki ise semboliktir.
Yetki ve Sorumluluk Asimetrisi: Büyük Bir Paradoks
İş güvenliği uzmanlarının en büyük çıkmazı, tespit ettikleri eksiklikleri işverene yazılı olarak bildirmekle yükümlü olmalarıdır. Uzman, hayati bir tehlikeyi raporlar; ancak bu raporun hayata geçirilmesi tamamen işverenin inisiyatifindedir.
İşin trajikomik kısmı ise şudur: Önerisi uygulanmayan uzman, olası bir kazada hukuki süreçlerin ilk muhatabı haline gelmektedir. İşverene karşı yaptırım gücü olmayan bir profesyonelin, işverenin ihmallerinden sorumlu tutulması, mesleki güven duygusunu derinden sarsan bir "günah keçisi" mekanizması yaratmaktadır.
"İşi Aksatma Ama Hayatı Koru"
Yönetmeliklerdeki bir diğer ilginç madde ise uzmanın "işin normal akışını aksatmadan" çalışması gerektiğidir. Öte yandan, hayati bir tehlike gördüğünde "işi durdurma başvurusu" yapması beklenir. Üretim baskısının yoğun olduğu bir iş ikliminde, "işi aksatmamak" ile "işi durdurmak" arasındaki o ince çizgi, uzmanlar için kronik bir stres kaynağıdır.
Çok Yönlülük mü, Yüzeysellik mi?
Bir uzmanın aynı anda hem bir eğitmen, hem bir teknik denetçi hem de bir veri kayıt personeli olması bekleniyor. Bu kadar geniş bir görev tanımı, uzmanların belirli alanlarda derinleşmesini engellemekte ve onları "her şeyi bilen ama hiçbir şeye yetişemeyen" bir konuma itmektedir. Buna bir de işyeri hekimleriyle yaşanan yetki karmaşası ve koordinasyon eksikliği eklendiğinde, mesleki tatminsizlik kaçınılmaz hale gelmektedir.
Sonuç: Mesleki Kimlik Krizi Kapıda
Mevcut yasal çerçeve, uzmanları sürekli kendilerini savunmak zorunda bırakıyor. Kontrol edemedikleri süreçlerin sorumluluğunu taşımak, uzmanlarda tükenmişlik sendromuna ve mesleki kimlik krizine yol açıyor.
İş güvenliği sisteminin gerçekten işlemesi için uzmanların; işverenin insafına bırakılmadığı, yetki ve sorumluluk dengesinin adil kurulduğu bir yapıya acilen ihtiyaç duyulmaktadır. Aksi halde, İSG bir "güvenlik kültürü" değil, sadece bir "dosya tutma faaliyeti" olarak kalmaya mahkumdur.