Her sabah evinden çıkıp işine giden her insanın kalbinde tek bir ortak umut vardır: Akşam olunca sevdiklerinin yanına, sıcak yuvasına güvenle dönebilmek. Ancak ne yazık ki, her gün binlerce çalışan için bu rutin yolculuk, geri dönüşü olmayan acı hikayelerle yarım kalıyor.
Peki, adına sıkça "kaza" deyip geçtiğimiz bu acı tablolar gerçekten kaçınılmaz birer kader mi, yoksa zamanında atılmayan adımların, önemsenmeyen risklerin birer sonucu mu?
Toplum olarak en büyük reflekslerimizden biri, tehlikeyi kapımıza gelene kadar görmezden gelmektir. İş sağlığı ve güvenliği (İSG) denildiğinde, pek çok işletme bunu sadece "doldurulması gereken evraklar", "gereksiz bir maliyet kalemi" ya da "cezadan kaçma yöntemi" olarak görüyor. Çalışanlar ise bazen "Bana bir şey olmaz" özgüveniyle, bazen de işi hızlı yetiştirme baskısıyla hayati ekipmanları bir kenara bırakabiliyor.
Oysa iş güvenliği bir lüks, bir bürokrasi veya sadece bir imza zinciri değildir. İş güvenliği, bir insanın en temel hakkı olan yaşama hakkının iş yerindeki teminatıdır. Güvenliği sadece bir kural olarak kabul ettiğimiz sürece masadaki kâğıtlardan öteye geçemeyiz; onu bir kültür ve yaşam biçimi haline getirmek zorundayız.
Bir iş yerinde kazaları önlemenin yolu, sadece baret dağıtmaktan geçmez. Gerçek başarı; riskleri henüz ortaya çıkmadan öngörebilmek, işverenden en alt kademedeki çalışana kadar herkesin sorumluluk bilincini geliştirmektir.
Özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerde, iş güvenliği adımlarını doğru yönetmek ve yetkiyi doğru kullanmak, sanılanın aksine işletmeleri büyük mali yüklerden kurtarır. Çünkü en pahalı iş güvenliği önlemi bile, bir çalışanın hayatından ya da bir kazanın ardından gelecek hukuki ve vicdani yıkımdan daha maliyetli olamaz. Önlemek, ödemekten her zaman daha ucuz ve insani bir yöntemdir.
İş kazalarını sıfıra indirmek bir hayal değil, bir seçimdir. İşverenlerin mevzuatı bir yük değil rehber olarak görmesi; çalışanların ise kendi canını her şeyin önünde tutması gerekiyor.
Unutmayalım ki, fabrikalarda, şantiyelerde veya ofislerde dönen çarklar, ancak insan hayatı değer gördüğü sürece anlamlıdır. Bugün küçük bir ihmal olarak görüp geçtiğimiz o eksiklik, yarın bir ocağın sönmesine neden olabilir.
Gelin, "kaza" demeden önce önlemeyi; "kader" demeden önce sorumluluk almayı öğrenelim. Çünkü hiçbir iş, bir insanın hayatından ve sevdiklerine sağ salim kavuşmasından daha acil ve önemli değildir.
Ali KEKLİKTEPE
B sınıfı İş Güvenliği Uzmanı
Gsm:0 507 117 74 86