Hak Sahibinin "8 İş Günü" Çilesi. Kağıt Üzerinde Kalan Haklar

Trafik kazaları, hayatın aniden yön değiştirdiği, hem maddi hem de manevi olarak yıpratıcı süreçlerdir. Bir yanda can kayıpları veya yaralanmaların getirdiği acılar, diğer yanda hasar gören milli servet niteliğindeki araçlar... İşte tam da bu kriz anlarında vatandaşı korumak, mağduriyetini hızla gidermek amacıyla yasalarımız net çizgiler çekmiştir. Bunlardan biri de 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’dur.

Kanun der ki: Gerekli belgeleri tamamlayıp sigorta şirketine teslim ettiğiniz andan itibaren, şirket sorumluluk sigortası sınırları içindeki tazminatı 8 iş günü içinde ödemek zorundadır.

Kulağa ne kadar profesyonel, ne kadar güvence dolu ve hızlı geliyor değil mi? Sekiz iş günü. Yani kabaca iki hafta bile sürmeyen bir zaman dilimi. Kazaya karışmış, arabası serviste rehin kalmış ya da daha da kötüsü hastane masraflarıyla boğuşan bir hak sahibi için bu süre adeta bir can simididir.

Ancak gelin görün ki, teorinin o konforlu dünyası ile pratiğin acı gerçekleri her zaman uyuşmuyor.

Bugün kaza yapan ve hakkını arayan kime dokunsanız bin ah işitirsiniz. Sigorta şirketlerinin kapısını çaldığınızda o yasal "8 iş günü" süreci genellikle bir türlü başlamaz. Neden mi? Çünkü o sihirli cümle devreye girer: "Belgeleriniz eksik."

Vatandaş beyanını verir, raporu sunar, faturayı iletir; ancak sistemin çarkları arasında her zaman "eksik bir evrak", "incelenmesi gereken bir detay" veya "merkezin onayı" gibi bürokratik bariyerler türetilir. Dosya bir türlü "tamamlandı" statüsüne geçmediği için, o kanuni süre de kağıt üzerinde donar kalır. Sonuç? Haftalarca, bazen aylarca süren telefon trafiği, sonuçsuz kalan mailler ve parası ödenmediği için servisten çıkarılamayan araçlar...

Yasanın sigortacıya yüklediği bu 8 iş günlük yükümlülük, aslında sektörün güven endeksini yüksek tutmak için konmuş altın bir kuraldır. Sözleşmeyi yaparken saniyeler içinde prim tahsil eden sistemin, hasar öderken de aynı hız ve ciddiyeti göstermesi bir lütuf değil, yasal bir zorunluluktur.

Eğer bir ülkede kanunlar açıkça süre belirtiyor ama bu süreler uygulamada sürekli esniyorsa, orada denetim mekanizmasının durup bir düşünmesi gerekir. Sigortacılık Denetleme ve Düzenleme Kurumu (SEDDK) gibi üst kurulların, bu 8 iş günü kuralının arkasındaki dolambaçlı "evrak oyalama" taktiklerine karşı daha katı yaptırımlar uygulaması şarttır.

Aksi takdirde, kanunun vatandaşa vadettiği o "8 günlük güvence", poliçe cüzdanlarının arasında kuruyan bir temenniden öteye geçemeyecektir. Mağdurun hakkını zamanında teslim etmek, adaletin de en hızlı hasar onarma biçimidir.

YORUM EKLE